1926 yılında Denizli’nin Acıpayam ilçesinde dünyaya gelen Hüseyin Yılmaz, okula gidemedi ve çobanlık yaparak ailesinin geçimini sağladı.

Çobanlık yaptığı bölgede öğretmenlerin davetiyle onlarla tanışan Yılmaz, 12 yaşında ve henüz okuma yazmayı bilmiyordur. Onun dehasını bu ufak sohbette bile anlayan öğretmenler onun eğitim alabilmesi için işbirliği yaparlar.

Lisede açık öğretim eğitimi alıp İstanbul Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü’ne adım atarak akademinin kapılarını araladı.

1950’de lisansını, bir yıl sonrasında da yüksek lisansını tamamladı. Artık sorular soran bir genç değil, alanına hakim bir bilim insanıydı, araştırmalarını daha derin konulara yönlendirdi. Çalışmaları sonucunda bazı teorilerin ispatı ya da temel deneyler üzerine çalışması beklenirken o Einstein’ın kütleçekim teorisinde bir hata bulduğunu hocalarıyla paylaştı.

Hocaları onun anlattıklarını dinleseler de ortaya attığı soruyu pek anlamadılar. Bu alanda ona yardımcı olabilecek meslektaşlarından birinden yardım alabilmek için Massachusetts Institute of Technology (MIT) ile irtibata geçtiler.

Ulaştıkları profesörlerden biri Yılmaz’ın sorularından ve yaklaşımından etkilendi, onu ABD’ye davet etti.

İngilizce bile bilmeyen Yılmaz bu engele rağmen kabul edildi ve 1952 yılında ABD’ye gitti. Dil bariyerini aşması tahmin edildiği kadar kolay olmadı. Hatta onu üniversiteye kabul eden hocası ona bir şeyler anlatmaya çabalasa da orta yolu ‘matematiğin diliyle’ ancak bulabilmişlerdir.

Hocasının ona vereceği tez konusunda anlaşamadıklarında rivayete göre hocasına “Write on the blackboard” demiş, Prof. Morse da Hüseyin’in tez konusunu tahtaya yazmıştı. Hiçbir başka açıklamaya ihtiyacı olmadan konusunu birkaç işaretle anlamış, çalışmalarına başlamıştı.

Normalde yıllar sürecek bir konudaki tezini şaşırtıcı derecede kısa bir süre içerisinde tamamlamış, hocası olan Prof. Morse’un yanına gitmiş.

Hocası teslim aldığı teze şüpheyle yaklaşsa da birkaç günlük incelemenin sonunda bu tezin eksiksiz biçimde ortaya çıktığını görür. Fakat ortada bir sorun vardır, böylesine prestijli bir üniversitede bu kadar kısa sürede tamamlanan doktora şaibe uyandırabilirdi, bu sebeple Yılmaz’a tezi kabul ettiğini fakat birkaç ders daha alıp olağan süreyi beklemesi gerektiğini söyler.

Prosedür için bekler ve doktorasını aldıktan sonra çalışmalarını yapmak için gittiği Princeton Üniversitesi’nde Einstein’la birebir çalışma fırsatı bulur.

1955’e gelindiğinde çalışmalarının takipçisi olduğu ve birebir çalışma fırsatı da bulduğu Albert Einstein’ın bilim dünyasında yankı uyandıran “fonksiyon teorisinde” eksikler olduğunu görür. Gördüğü eksikleri birer birer not edip bunları mektup halinde Einstein’a yollar.

Ne yazık ki mektup ulaşmadan Einstein yaşamını yitirir, bu eleştirileri göremez ve bunu bir mektupla kendisine bildirir. Ancak mektup ulaşmadan Einstein ölür. Einstein bu çalışmayı göremese bu antitez dünyada şok etkisi yaratmaya yetti.

Yılmaz’ın iddiası, geliştirdiği kütleçekim teorisinin kuantum mekaniği ile de uyumlu ve Einstein’a alternatif bir teori ürettiğiydi.

Çalışmaları sürerken 1962 yılında Arthur D. Little adlı teknoloji firmasında yönetici olarak çalışmaya başlar.

Burada yaptığı çalışmalar bugün Siri adıyla kullandığımız sesli komut sistemlerinin atasını doğurmuştur. Hüseyin Yılmaz sesle kumanda edilen bir bilgisayarın ilk tasarlayıcısı olarak kayıtlara geçer.

Dünyanın birçok yerinde çalışmalar yaptı, örneğin sesli komut başarısının ardından 1964 yılında Eindhoven’da Algı Araştırmaları Enstitüsü çatısı altında çalışmalarını sürdürdü sonrasında yine ABD’ye çalışmak için döndü.

Fahri profesörlük unvanını aldıktan sonra 70’li yıllarda felsefeyle, özellikle de bilim felsefesiyle ilgilenmeye başladı. Sadece ABD ve Avrupa arasında değil, Japonya’da da saygın bir araştırmacı olarak görüldü, 1990’larda Japonya’daki Hamamatsu Fotonik firmasında yönetici olarak projelerini sürdürdü.

Bilim ve teknolojide imza çalışmalarının ardından 27 Ocak 2013’te ABD’de hayata gözlerini yumdu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi buraya giriniz